Ölümden Bozma Bir Sözcüktür Aşk

Ey bağışlaması zor kadın
Sen aklında tut. Ben anlarım

Ey büyük yalnızlık
Sakla bizden yüzümüzü
Aynaları körelt
Bizi sevgiliye göm.

Ey sayıların tutulan dili
Büyük SIFIR
Soyun atardamar çıplaklığında
Bütün uzaklıkları kendin kıl

Çul serilsin
Kıl çadırda sağalsın urumuz

Ölümden bozma bir sözcüktür aşk
Sesinle dikildim derin uykudan
Sustum / En büyük eylemimdi
Şimdi kaos / Aşk dilimden geçti

Mehmet AKÇOK
Urla’nın zamansızlığı

İyot İşliyor Suya

İşte oradasın
Kımıldıyor dalga
Seninle

Tuz
Bir balığa işliyor
Dönüp dönüp vuruyor gözlerin

Taşıyor ırmak
Yatağını terk ediyor benimle

İyot işliyor suya
deniz oluyor
Sen kıyım oluyorsun

Ellerimin ütopyasıdır
Ellerin

Sızıyor ter
Tuzlu bir geceye armağan ediyor
Bizi

Senden sonrası sondur.
Birlikte soluk alıp veriyoruz işte

Dönüp duruyor aramızda
Dünyanın en güzel nefesi
Kirlenmeden

Mehmet AKÇOK
2013 URLA’SI

Ölümden Söz Artar

Yedi köpek öteden sesleniyor zaman
Yedi karınca beriden
duyamıyorum

Etimde uğundum
Her şey gider söz kalır
Seste gizlidir
sessizlik

Bir gün alkol de susarsa
Sular cangılım olur
Ölümümden hiçbir şey artmaz

Yedi hançer beriden
Kanım seslenir
Daha çok kırmızı
Daha koyu ölüm

Mor mor bakan dağ
Dağla dilimi. Kötü bilirsin
Ey söz bağışla beni.

 

Mehmet AKÇOK
2013 URLA’SI

Yasak Seslerin Arasından

Beni kendinle tanımlıyorsun
Kırıyorsun bütün şifrelerini zamanın
Kundaklıyorsun
Sesimin rahmindeki bebeği
Ve kundaklıyor kalbimizi
haramiler

Kanıyorum
Tenin çiğinden
Ve gözlerin
Bir kez daha parçalıyor gerçeği
Ve tanrıyla tanımlıyor kendini
Bedenin

 

Mehmet AKÇOK
2012 URLA’SI
ENGİNAR ZAMANI

Gülüşünün İçinden

Bir şebboyun
durmadan kokusunu bırakan
haline bakarak
Beklemeli bir yolcu gibi
İniltileriyle geçtim zamanın içinden

Bakar halde
Leylak moruyla kaldırımlara
Cebimde gözyaşı şişeleri
Yürüdüm
sürünerek kokusuna
geçtiğin caddelerin

Sürtünerek geçtim
İsterik bir gülün dikenine
Ve gülüşünün içinden
Sızarak yürüdüm
Kanayan yerlerimle.

Mehmet AKÇOK
2012 URLA’SI
ENGİNAR ZAMANI

Yüz Dize’den Yüz Dize

Kıyısına küskün bir denizden geliyorum
uzağımdan ötemden yetişen ses, beni korunaklı rahmine indir.
tut ki çamursun
evrildiğim maratonsun sen, biliyorum bunu
Köpük ve bulut terzisi…
Haydi gel bir sokak resmine çalış
bir kapının gölgesi düşüyor sabaha, sonra
Yağmurlu bir gök gürlemesi, gökleri kırbaçla bölen
Uluyan bir rüzgar dağlıyor genzimizi
verilen sözlere dönmüyor kırlangıçlar
benimle körebe oynuyor zaman
ölümlüsün bunu unutmak için buldun tanrıyı
ellerin yüreğime düşen ikindi yağmurları
Sisli bir zamanda kalsın ayak seslerin
uzaklaşmalıyım, bir çiçek nasıl tozursa rüzgara
belki de bir bağeviydim yıkık ve anısız
tel örgülere kadardı yolum.
Bulutlar koşardı evimizin üstünden.
ille de bir mavi kuşun yorgunluğuydun, sana geldim
unutma parmaklarımdaki hıçkırıktır gözlerine tutunmak
Şimdi bordo kadınlarını dökmüş bir uzun ıssızlığım buralarda
Pürler döküldü saçlarından toprağıma
Zaman ki baştan sona ihanettir şiire
karakışa dipnot koydu kar
tutanaklarına geçirildim gündüz sevişmelerinin,
Elin bir kuşun ılık kanadı
Bir ırmağı açıklıyor gözlerimiz
senin kaşlarında yuva kurmuş sorular
acılar da çiçek açar balkonunda zamanın
Darıltan bir şafaktasın ağzındaki güneşle
Ayrılıkların tuzuyla ovulmuş sözler kalsın kalacaksa
çünkü diş çıkaran bir çocuk hırçınlığında geçti ömrüm
hükmü geçse de dinmedi, içimdeki heves.
Kutsal bir gecede doğdum herkes gibi, ve sonra karanlıktı dünya
küre, sele kapıldı: derinleşti gece ve uyku
Öd ki zıkkım haresi, od söndürür yumrusu
Cansuyu reçinesinden çıkmıştı türevlerimiz
saklandım bir istiridyenin pembe gizemlerine
çözülüyordu göğsündeki salıncağın ipleri
insan öpüşecekken dudağına bozkır düşer.
Ateş de ölümlü kül de
Hep yeniliriz nasılsa biriktirdiğimiz uzaklıklara.
oysa; görünenin ötesinde değilmiş deniz
tuzun ve kumun çağındayız
Ey sonsuzluğu emziren mermer!
hazırız boşaltılan bir kalbe yağmur olmaya
içimden uzağa düşmez gölgem
dikine seviyorum seni bütün yatay suçlardan
Akşam gizler günün soldurduğu tenini
Çocukların yüreğine üşüyor yetim güz
ağaca çıkalım.. biz bu eylül bahçesinde
aşk örtükçe üstümüzü faili mechüldür kanımız
Gün akşama döndü, sokaklar düşlerine
Şiirler gelmiş serçe sekişiyle
Şehir. lambaları söndükçe üreyen sefil
Ellerin aklımı alır yıldızların arasında kaybolurdu
Öperdim suların ıslak ağzını
geceleri altını ıslatan bir bulut muydu o çocuk
durmadan ayın akışını izliyorum.
dizelere sinmiştir / o en büyük duello.
Bütün öfkelerde adın vardı, yanıldı çözümler
Bir şey ancak sonradan yararsa yarar işe
Surette kül idim, birden savruldum
Ay sürçmesi karıştı aşkımıza
suyu donduran buza kesti şehir
konuştuk yolların serçe parmaklarında
zemheride bahardır gülüşlerim
martılar çoktan terk etti göğsünün atlasını
Papatyada kırağıdır dudağın
su makamında dökülür ay kirpikuçlarından
Ben gülüme gül derim fikrim açılır
Her yolculuk gizli yapılır sokaklarında
bir doğumdur her gün, her şafak bir doğumdur,
gecenin kapılarını zorlayan çığlıktır tren
Bir serçe olsan göğe benziyor yalnızlığın
Ellerim neyi ister?
ayaklarınızdaki çamuru hangi enlem yıkar
3. Gölgenin yaşını ancak güneş bilir
Sadece ayışığı aşkın ülkesine ışık tutar.
Kuşlar gemiye sığındı, bu rüzgar işaretidir
Kuşlar ki hepsi Anka.
Gül kendini korudu
Geçmiyordu bir kartal gölgesi bile kızgın kayalardan
Dantel bir atlı gibi sandıkları gezerdim
bahçeli bir çay dökülmüştü saçlarımızdan
– suya açılan kıyılarına liman olayım
yeşil bir çimene döner elim
Dağılıp azalıyor yoğunluğu delikopuk rüzgârın.
asılı gökyüzü kendine; bir imla hatası da olabilir
Yaz rutubetinde yürüyoruz sokakların,
yalnızlığım; gövdesini kurutan çınar!
annesi ölmüş çocuğun saçlarını kim güldürür
Saatin akrebi kanını zehirliyor
lir ıslığıyla ikindi rüzgarı; ceza
mahşeri bir uğultu artık kuğularda ses
sevgilim gelir yalnızlığım büyür
Saçın sarmaşık olsaydı, sesin kuş çığlıkları
o ilk ses; acılarınıza dönün şiir ordadır.
Aşk için değildi dalgakıranım
bir dolunayın çıplaklığına

AÇIKLAMA: Bu eser, Dize Dergisi’nin 100. sayısına özel olarak, 100 ayrı Dize Dergisi’nden seçilen 100 ayrı dizenin birleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Çalışma, 2004 yılında yapılmıştır. Dizeleri birleştirenler, Soner Demirbaş ve Melih Elhan’dır.

Mehmet Akçok, “Senden Sonra” isimli şiirinde geçen “Bir ırmağı açıklıyor gözlerimiz” dizesi ile bu çalışmada yer almıştır.

Dizeleri ile çalışmada yer alan diğer şairler şu şekildedir; Hüseyin Atabaş, Sinan Oruçoğlu, Yiğit Uygur, Arif Madanoğlu, Şükrü Erbaş, Ahmet Günbaş, Zafer Ekin Karabay, Ahmet Çelikkol, Veysel Çolak, Kazım Şahin, Arzu K. Ayçiçek, Sadık Yaşar, Selma Ağabeyoğlu, Celal Soycan, Cumhur Şahin, Emin Akdamar, Tülay Furtun, Aytuğ Uslutekin, Özlem Sezer, Tuna Ölger, Hüseyin Alemdar, Kadir Aydemir, Yusuf Alper, Enver Topaloğlu, Küçük İskender, Ülkü Tamer, Mehmet Akçok, Kemal Özer, M. Mahzar Alphan, Veysel Çolak, İbrahim Oluklu, Kemal Varol, Selami Karabulut,Hasan Öztoprak, Bâki Ayhan T, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Ahmet Çakmak, Arife Kalender, Nuri Demirci, Ertan Yılmaz, Bedrettin Aykın, Veysel Çolak, Ebuzer Saray, Melih Elhan, Veysel Gültaş, Çiğdem Sezer, Hülya Karaaslan, Altay Öktem, Gültekin Emre, İlhan Büyükcebeci, Soner Demirbaş,Turgay Gönenç, Selman Büyükâşık, Zeynep Uzunbay, Süreyya Irmak, Cihan Oğuz, Zeynep Köylü, Devrim M. Dirlikyapan, Halim Yazıcı, Ahmet Özer, A. Rahim, Behçet Necatigil, Hafız, Ahmet Uysal, Betül Esener, Özgür Balaban, Bülent Güldal, Yılmaz Arslan, Gonca Özmen, Serap Erdoğan, Muzaffer Kale, Mustafa Eroğlu, Octavio Paz, Timuçin Özyürekli, Ahmet Ada, Egemen Berköz, Bekir Turbalıoğlu, Sabahattin Yalkın, Baha Önem, Hüseyin Peker, Serdar Ünver, Sina Akyol, Arif Damar, Kuvvet Yurdakul, Ali Hikmet E, Betül Tarıman, Hidayet Karakuş, Süreyya Berfe, Ayhan Bozkurt, Tamer Gülbek, Mehmet Sadık Kırımlı, ArkadaŞ Z. Özger, Tuğrul Ediz, Hilmi Haşal, Mansur Balcı, A. Kadir Bilgin, Abdülkadir Budak, Tuğrul Keskin, Özlem Tercan Dertsiz, Mehmet Atilla

Çalışmanın kaynağı: http://www.ozgurpencere.net/forum/viewtopic.php?f=3&t=1186

Aşkın Adıyla Oku

“ölmeden önce ölünüz”

Yalnızlık çokluk ister
Eski sözün öldüğü yerde
başlar boşluk
İçime kurulan sarkaç
Uçlarıma vuran kadın

Mührünü kaldırdığım yaraya
sızar geçen zaman
Dayanılmaz sancılarla gelir
aşk
Kendi evlatlarını yiyerek

Kurbanını alır
ve başlar söz

Oku!
Aşkın adıyla oku!

Sayının ilmihaliyle söner gidişlerin ömrü
Çoğalarak anlatır kendini
Ölüm.

Selam olsun ölene.

 

Mehmet AKÇOK
2012 URLA’SI
ENGİNAR ZAMANI

Senden Sonra

Bazen bir dağ inşa ediyoruz
Bazen bir dalgakıran
Gövdemizde gizli göletler
Bir ırmağı açıklıyor gözlerimiz
Bir taş atıyoruz kuyuya
Sonra bir intihar düşüyor içimize

Bazen bir dağ inşa ediyoruz
Bazen dalgakıran
Bedenimizde gizli çarpışmalar
Düşüyoruz
Dizlerimizin üstüne
Kinin köpüğü çöküyor
Tenin kokusuna sığınan kalbim
Bir elmadır yırtılmak üzere
Yıkım sonradan gelir
Şiddeti içine doğru
Çağla gecikir
Bir dalgakıran çekilir
Aşılmamak üzere

Bazen bir dağ inşa ederiz
Bazen bir dalgakıran
Bir yorgunluk tanımlar
Kanımızda kırgınlık
Ve martılar çeker bu tekneyi
Bir armoni dizer
Kulaklarımızı çınlatarak
Neonlar çarpışır gecede
Karanlığa zılgıt geçer
Ben derin derin ölürüm
Çıkmaz bir sokakta
Bazen bir dağ inşa ederim
Bazen bir dalgakıran

Mehmet AKÇOK
(Dize; Şiirde Öncü Yorum – ARALIK 2001 – SAYI:74)